
Genelde çocuk kitabı olarak bilindiğinden çocukken okutulur bünyelere.Bana bu güzelliği de yapmamış canım ebeveynlerim.Okumadım ben çocukken bu kitabı.Olsun,canları sağolsun.Ben geç de olsa 17 de olduğumda okumuş olsam.Okudum.Mutluyum diyeceğim ama dilim pek varmıyor çünkü öyle bir şey ki bu küçük prens hem bir tebessüm yaratıyor yüzlerde hem de bir burukluk yaratıyor.
Hikaye boyunca sanki birlikte sohbet ettik sanki o bana anlattı o güzel seyahatlerini..Sonra hazin son sahibi de ben oldum sanki..
Hayatımda sadece 1 kitaptan sonra ağladığımı hatırlıyorum -Genç Werther'in Acıları-.Gerçekten ağlatacak kapasitesi vardı.Filmlerde ağlamak kadar kolay değildir kitaplarda ağlamak.Hayal gücünüze bağladır kitabın içine girmenize bağlıdır biraz;ve öncelikli olarak da yazarın sizi kitaba sözcüklerle olan davetine bağlıdır.
Evet!Küçük Prens'te bunu fazlasıyla yaşıyor insan.İçeriden birisi oluyor.Anahtar dışarıda bırakılır ya hani köylerde burda da öyle girebiliyorsunuz içeriye.Davetkâr bir yazar var karşınızda;ve her şeyden önemlisi sizi peşinden sözleriyle düşünceleriyle peşinden sürükleyen Küçük bir Prens'iniz var.
Bana gerçekten neden büyüyoruz,neden! sorusunu tekrardan çok derinlerden sormama neden olmuştur.Hayata dair korukularımı tekrar yaşatmıştır;ve gerçekten yürekten tuzlu göle sokmuştur.
Eğer okumayan varsa dünya üzerinde bu kitabı ki kendim gibi okumamış olanlara rastlamıştım okumadan önce,hepsine herşeyi bırakmalarını o tüm önemli görükleri şeyleri bırakmalarını istiyorum sadece 1.5 saatlerini ayırmalarını istiyorum.Gerçekten ama gerçekten pişman olmayacaklarını temenni ediyorum.
Başka bir dünyaya seyahat etmek çok da zor değilmiş sen olduktan sonra..
" Gökyüzüne bakın ve sorun kendi kendinize:Koyun çiçeği yedi mi yemedi mi,evet mi,hayıt mı?Göreceksiniz ki her şey değişiyor. "
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder