Bugün buraya ses kaydı olarak atsam da istediklerimi,gözlerini kapat blog ve söylediklerimi düşle demek isterdim.neyse oku ve sonra düşle..bilmiyorum ya da ne istersen onu yap işte..
ama...
sadece hayal'et'.
belki gelen beyaz ışıklardı gözümü alan,ya da çok fazlaydınız,çok kalabalık,ya da hepiniz fazla berraktınız da beni bulamaç seçmiştiniz.hani bugün sponge bob'sız kalma günüydü de herkes gitmişti ya işte onun gibi düşün.bugün birini bulamaç seçme günüydü.aslında sadece bugün değil..dur dur hayalim bu değildi.hayal ettirtmek istiyorum.biraz empatlık oynayalım.renk,koku,şekil.anlatmayı becerebildiğim kadar birlikte düşgezercilik oynayalım..biraz..
bir oda düşün.tek bir kat olsun.bir ev..iletişimsiz..içinde yalnız 2 kişi .gün yeni doğuyor.akşamdan kalmışabaha,sabah dürtmemiş uyan diye...bakıyorlar.yataktan kalkıyorlar.hayır hayır sevgili değilller.ne olduklarını kendileri bile bilmiyor.sadece dondurulmuş bir evrende,zamanın pek de olumsuzlukları üst üste getirmeyi teğet çizdirdip baska evrene postalayamadığı anlardan sadece birinde rol almıs 2 insan..camdan sarkanların,sonra tepe üstü çakılanların olduğu bir evrende..tek bir evren düşle.paralel.2 kişilik.tek odalı.içi yeşil.sarı ışık tutarsın da hani böyle yuvarlak bir aydınlık verir.sonra etrafına bakarsın çemberin biraz silikleşir,sarıdan çok yeşilimtrak bir renge dönüşür.mekan tasvirinde başarısızım.ama hayal ettirebildiğim kadar ettirmek istiyorum.empatlık oynuyoruz.evet biraz sana da iş düşüyor.kendi hayal gücün de önemli.ama önce ben anlatabilmeliyim belkide.kırmızı bir gökyüzüne bakan bir ev..elinde kahvesiyle bakıyor kadın saçlarını kokluyor,sigara,biraz şarap..adama bakıyor..elinde kağıtları...çiziyor şekli bozuk dünyayı.
sadece iç seslerin,iç seslere takılan isimlerin olduğu bir evren..kalabalıktan arınık belkide..adamla kadını bırak..devamında bir halt olmayacak zaten.sana öncesini anlatmalıyım.ama hikaye yazabilme yetimi geliştirememişim evrim sürecimde.herneyse..sadece o kareyi düşün işte..öyle bir yerin üstünden anlatayım sana bugün birşeyler..sıkıldıysan okuma.çünkü inan kelimeleri yazarken ne kadar boka sardı diyorum ben de.
no one knows
aslında bilebilirler..sen istersen ben istersem filan..anlatılacak çok olay örgüsü birikmemiştir.sadece bazı zamanlar vardır ki,bak tıpkı şöyle olur:
küçükken,kreşte filan.bir çalışma yapardık en saçmalarından,pastel boya-hala kokuna tapıyorum aramızda kalsın-karmaşıkça içinden ne gelirse boyarsın filan.sonra üstüne öcülerden bir siyah kapar,üstünü kaplarsın,ve şekiller yaparsın.çok renklilerinden.evet işte.bugün eğer hissettiklerini renklendirsen,hissettiklerinden kastım..midenin üstüye boğaza doğru olan kısımda olan spazmdan kastım.en fizyolojik anlatımı bu oluyor benim için.işte oranın renkleri tıpkı bastel boyayalı siyaha kağıdın altından şekiller çıkartılmış gibi olur.elinde kahvesi bitmiş kadın,ya da çizittiren adamın auroralarına baktığımda ben bunu gördüm..odanın yeşiline dökülmüş bir sürü fon kağıdıyla renklendirsen de sanki hep kuma yazı yazarsın da dalga alır ya..azdan çoka doğru bir med-cezirsellik yaşarsın,işte öyle birşey yeşilin bulamaçlığıda..suluboya için kullanılan su kabı gibi bir renkte...
anlatmak istediklerimi anlatamıyorum.sanki ne anlatsam,siyahla kaplamadan önceki halini görebilcekmişsin gibi...görürsen resmime su dökülmüş gibi olabilir.ya da ya da ..ya da sı yok ya.artık gideyim.çok saçma birşey oldu bu.ben buraya iyi şeyler yazacaktım.aslında bazen iyi birşeyler hissedene kadar yazmak istemiyorum..ama sonra..sonra sayfa açık ve yazarken buluyorum garip.bilyelerimi dökmeye bugün ihtiyacım var.bu aralar bilyelerim çok..boşaltsam da hep kaçıyorlar kavanozumun dibine..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder