kışın tüketilmesi gerekiyordu yazın yapılan konservenin. oysa tekrar gelen yaza karşın tüketilmemiş bir konserve var elimde. tarihleri atmak istediğimde yalnızca senesine dokuz yazıyorum. sene bitti, yarısını bırak son beş ayına girdik. ben hala aynı yılı yaşıyorum. hala sevmiyorum on demeyi. hala dokuz demek istiyorum. hızlıca çarpılırsam belki ters döner, düşer kapının üzerinden. aynı hırkayı giymekten artık dirseği aşındı, sıraya koydukça kolumu canımı acıttı. sıkıldım demekten sıkıldım. kim ne ne zaman ? kimse. hiç kimse. bir cast ajansı kursam tek başıma bir film yaratabilirim. gereksizler ordusuna sahibim. bütün gereksizler ve gereksizlikleriyle itaat içindeler.
" bu sefer farklı hissetmiştim. "
farklılık ? fark var ? en hatrımda kalan fark kelimesinin kullanım yeri bir bol pantolonlu çocuğun şarkısı. kırmızı. fark. fark var. fark yok. yok. fark nerede ? farklılığı görsem. elimle tutsam. inanmazdım hala fark olduğuna. arkasını çevirip eğip bükmeyi çalışıp gerçek mi diye kontrol ederdim. her şeyin üstünü kapatıp süresiz izne giden yazlık insanları var yanımda. yanıma bakıyorum el çantasına sarılmış. sanki bir yerden bir yere sürülmek çok öncede kalmamış gibi. hala bir şeyler kaybolabilirmiş gibi. en son çizginin kıvrımları değil miydi kaybolan ? siyahın üstünde zigzag çizen yeşil bir kaç çizgi için kayıp ilanı verilmişti en son.
kelime oyunları, herkesin sevdiği şeyi yüz kez söylemesi, konuşulan dost meclisinde bile yapılan gereksiz alıntılar ve alıntı sahipleri; hepsini geri dönüşümsüz öğütücülerde öğütüp keane'le devam edebiliriz bence temmuzun son günlerine. tekrar tekrar hareket eden tek şey şu adamın sesi olsun. gerisini at çöpe amaan.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder