20110211

the moon is upside down.

büyülenmek diye bir kelime varsa ve anlamını bulamamışsam bunca zaman, belki de dün akşam bulmuşumdur. simsiyah bir salon, kemanların ve bütün o elektronik altyapının yarenliğinde beynimizde çakan ledler, her piyanoya dokunuşunda farklı mimiklerle tripten tribe girişleriyle olafur arnalds. "bu kadar beklemiyordum", bir derece bilerek gitmiş olsam da başıma gelecekleri, bu kadarını gerçekten beklemiyordum. bir yerde bahsederken "destansı bir ağıt" şeklinde bir tanım yapmışlardı o kapkara salonu gördüğümde ilk aklıma gelen o tanım oldu. olması gerektiği gibiydi; hüzün pür hüzün. her hareketinde her yaptığında mı bu kadar minimal olunur? hala soruyorum, neden ama neden iki tane bilet almadım ki?  bir geceye sığmaz, damakta kalırmış. ah olafur arnalds.
did you know in turkey the moon is upside down?

Hiç yorum yok: