bir şeyi ne kadar çok düşünürsen gerçekliğe yakınlığı artıyor. insanın düşünceleri birer yaratıcı. hepsi birer dahi adeta, leb demeden leblebi diyorlar. leblebi sevmem, kabızlık yapar. düşünemem kabızlıkta. kabızlık kısırlık. hiçbiri iki yola ayrılmıyor. iki yol var demiyorsun bu sefer, birinden gidemiyorum. bir yol var, o da sadece kabızlıktan geçiyor. bütün duygularım birbirine karışmış. gerçekliğinden emin değilim. içinde hiç yolcu olmayan tramvay kadar gerçek, senin kadar düş. yıllarca önce bir keçinin kendi kendine bağırdığında tüm yaşadığı dramanın gerçekliğini bir zaman makinesine gerek kalmadan öğrenmek istemezdim. ama aynaya bakıp gözlerinin büyüdüğünü yüzünün değiştiğini söyleyen biriyle on dakika geçirmem yeterliydi. yetersiz olan tek şey; bir şekilde yanlış yere bağladığım bir düşüncenin bugün en olmadık yerde tüm geçen zaman partiküllerini peşine takıp paldır küldür içeriye girmesiydi. ben seni senin üzerinde görmeyi hiç istemedim ki. astralseyahatin varlığına hala tüm ateşiyle inansaydım, bugün astralseyahatin evrimi diyebilirdim. bunu beğenmedim, değiştirebilir miyiz? üzerinde küçük oldu. ben, sadece kork... söylersem olur mu? olmasın. bu sefer olma dediğim için yaratısı dursun. öyle bir şey yok mudur?
oh, how you shine. of, how you shine.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder