20101003

bugs in the head flew like waterfall.

- müşkülpesent!

ağız dolu dolu söylenince sahici bir küfür gibi oluyor. biraz da sesi yükselttik mi, heh şimdi oldu. yaftaları severiz, tek kelimelik seslenişleri. kolaydır, yerine cuk diye oturur. çok fazla lafa gerek yoktur. kısa ve öz. herkesin istediği çabucak yerine varır, taksimetre çok tutmaz bu şekilde. sonra dilediğinizce mendil doldurabilirsiniz cami avlusunda. ah, sen sadece bîhabersin ondan bir yafta bulmuyorum senin için. bihaber nabinadır, bir bakıma. hangimiz daha müşkülpesentiz? ya da hangimiz müşkülpesent değiliz? her şeyin bu kadar fastmotion ilerlediği bir metropol sisteminde ne kadar ileri geri alıp durdurup düzeltebilirsin ki olanları. ol demeden oluyor. olma diyemeden oluyor. her şekilde oluyor. midemin içinde napalmlar geziyor, sen hepsinden bihaberken.

- senin kadar mutsuz bir çocuk görmedim !

çocukluğuna inmek gerek klişesini kullansam klişe team gelip beni bertaraf eder o kadar eminim ama, sahiden bu kadar soru işareti varsa bir ara inelim bir gezinti yapalım. ama gördüklerinden ben sorumlu değilim. gördüklerin beni hiç ilgilendirmiyor. istediğini gör izle duy bil ama bana soru sorma. filmlerde konuşmaktan haz etmiyorum. hele ki filmde ben varsam of aman diyeyim. anlattırma sorma. ama izleyebilirsin. sonra filmden çıkıp bu ne boktan bir şeydi bir daha senin seçtiğin filme gelen ibnenin evladı olsun demek yok, anlaştık o zaman. iki bilet lütfen.

- i dont need the sunshine anymore, i just try to close the door.

dağılalım o zaman.

Hiç yorum yok: