20110122

seni görmem lazım.

dağınık olan dolabın tepemden aşağı inmemesi adına kapısını milim milim aralayıp içine tıkıştırdıklarım orada örgütlenip en huzurullah anı kollayıp kafama yıkıldı. oturuşu nasıl hızlı olduysa, koltuğun kemikleri sana bana diye paylaştırıldı adeta. kapı hazır açılmışken, tutmamak gerek. bir gram kahkahaya muhtaç onca geçen yoksun günün ardından olması beklenen oldu aslında. doğadaki her şeyin bir kapasitesi olduğu gibi, zihnin de bir kapasitesi var. o kapasite akışkan olan hiçbir şeyi sonsuza kadar tutamıyor elbette. her ne ise o akışkanlığı bertaraf eden, bir süre sonra kendi bertaraflığıyla bertaraf oluyor. tüm bertaraflar yenilgiye uğruyor bir şekilde. şimdi bütün düşünceler akıyor, şimdi bütün duvarlar yok oldu, bütün frenler yok oldu. bir sen bir ben kaldık. kalmasaydıkdahamıgüzelolurdu, olurdu tabii.

dolapta kafama dökülmeyen bir şey kaldı mı diye bakıyorum, bulduklarım hoş değil. elimle tutamadığım bir şeye inanmadığım gibi, elimi tutmayan bir şeye de inanmam olası değil, varlığına inanmıyorum, seni görmedikçe. elimle tutamadığım bir şeyi sevmediğim gibi, kıskanmadığım gibi, elimi tutmayanı kıskanmam da bir o kadar abesle iştigal. do bir külah dondurma olsa da en kalın haliyle çığırsa sağa sola her şeyi. donan karelerin tadı bozuk, dondurma gibi güzel değil. tabii yersen! ali ustanın dondurması yanında halt eder. o donan karelerin tadının yanında. 

ses, önemlidir. ses, bir tampon görevi görür. ses, azaltır. ses, çoğaltır. ses, geleceği aygıta bakılıp ismi fütursuzca çıkarttırır. ses, utandırır. ses, özlenir. ses, seni görmem lazım'ı dedirtir.  kafamdan aşağıya daha fazla bir şeyler dökülmeden, sel götürmeden buraları, tamponlar tamponluktan çıkmadan, seni görmem lazım.

Hiç yorum yok: