20110118

white noise.

-pardon şu adresi biliyor musunuz?
-pardon? (ben uyumuyorum. uyumuyorum! içim uyuyor, evet.)

televizyon izlerken sayıklayan birine"uyuyorsun yerine yat" dediğinde cevap klasiktir "uymuyorum ben!" uyumuyordur da aslında, sadece gözleri kapanıyordur, duyuyordur, hatta görüyordur bile, ama uyuyor görünüyordur yalnızca. konuşmanıza bile katılabilir biraz daha beklerseniz. hatta korkutur sizi "sen uyumuyor muydun yahu?!"dedirtir. uyumuyorum ben, yalnızca içim uyuyor son günlerde.

-nasıl sıkıldığım belli değil.

sıkılmak. dönüşlü bir fiil. hatta o kadar dönüşlü ki bir şey tarafından sıkıldığın aşikar. sıkıldım. dediğinde bir şeyin seni sıktığını anlamak için yeterince açık bir eke sahip. l işte. bir l nelere kadir! bir portakal olsam annoying orange'ın portakalı olmak isterdim, ki beni sıkacağa sokan insanlara küfürler saydırıp sıkacağın başından kaçmalarını sağlardım. bazen sıkılma eşiğimin yüksek olmasını diliyorum, daha fazla katlanabilmek için. sonra o kadar ketum oluyorum ki, iyi de ne gerek var diyorum. işin özü: son günlerde sıkılma eşiğimin nasıl düşük olduğu belli olmadığı gibi, nasıl tepki vereceğim hiç belli değil.

-seni görmem lazım!

süblimleşmeden korktuğum kadar başka şeyden korkuyorsam beynim süblimleşsin. son günlerde beynimin süblimleşmesine sebebiyet verecek ne varsa bir tuşa basılıp durduruldu, alttan alta işliyor, büyüyor, besleniyor sadece alttan alta. bu süblimleşme reaktörleri ekarte edildikleri gibi devreye girmeyi de bileceklerdir elbette hem de çok daha güçlü bir şekilde. o zamana kadar, zaman zaman seni görmem lazım! uyarılarına panikle göz atıp sayfayı değiştirebilirim.

-hardcore will never die, but you will.

"i love you i'm going to blow up your school." deyişinle kafamı gömdüğüm kumdan çıkarıp kim la bu diye bakmama sebep olmuştun, sonra yüzümdeki kumları temizleyip "happy songs for happy people." dedikten sonra iyiden iyiye merak uyanmıştı. dediklerinle ve demediklerinle gizemli bir çizgi film karakteriydin. bir zaman sonrada geldiğin  gibi karanlıkta kayboldun. sonra bir sabah, içim dışım uykusuzluk olmuşken "white noise" dedin, ve durdu her şey yine. şehrin ışıkları gelmeden dinlenip aydınlanınca kapatılması gereken, akşam üstünü geceye bağlayan saatte ise yeniden aralanması gereken kapının önünde oturan bir misafirsin sen, '11'in ilk misafirlerindensin, mogwai.

Hiç yorum yok: