20100923

kibrit.

bulutları izliyoruz, gri. saatimize bakıyoruz, şehre dönme vakti. yaz bitmiş, artık binmeliyiz trenimize. vedalaşıyoruz, tebessümle. mutsuz değiliz, nasılsa şubata çok yok. kısa sürede birbirine alışılmışlığın haklı burukluğu. tek ihtiyacımız olan bir kare fotoğraf. küçücük bir kare. elimizde çantalar fonda kondüktör varken bir fotoğraf. birbirimizi özleyeceğiz, ta ki; şubata kadar.

kibrit kutusu çıkarıp vermiştin ya hani bana : her birini yaktığında sana hatırlatmasını istediğin bir şey vardır elbet demiştin. bana hatırlatması gerekenleri bir bir anlatmak isterdin de zaman yoktu, iki üç cümleyi bağlayıp diğerlerini serip gitmeliydin. ne zaman gelmişti tren ? hemen mi gidecekti ? kibritlerimi alıp eve dönmek zor gelmişti. sanki kiloluk bir kübikti cebimdeki.

- cümleleri çevirmek için sonunu bekle. hepsini oku, gör, izle, dinle. sonra hepsini anlat. hikayeler bitince anlatması daha keyifli. bitmemiş dizilere başlamak, beklemeyi getiriyor devamında. durumlar bitince.

haksız sayılmazdın. ukalalıkla rahatsız olmak arasında gidip gelen alakasızlıkları birleştiren cümleler kurduran kelime topakları çıkıyordu ağızlardan. ne dense doğru olurdu ? bir anda herkesin naber demesi gibi. bir bir naberlere cevap vermek gibi. aslında sadece korkmuş gibi.

- kurguların sahibi insanlar değil, nesneler olsun, zihnin olsun.

insanları kurgu için kullanmak çok canice. hepsini bir kıyma makinesinden geçirseniz belki daha adaletli olurdu. eğer bilselerdi tabii; ne amaçla, nerelerde vücut bulduklarını. benim için bir çoğu bir felaket filminin başrol oyuncusu, bir çoğu felaket filmindeki kurban. milyonlarca filmleri var şuanda, benim dünyamda çok ünlü olanları var. zaman zaman yıldızı parlayan, sonra her parlak yıldızın kaderi gibi kayan. hepsine sonra, bazen en son, bihaber oldukları ne tür felaket filmlerinde rol aldıkların anlatırım. sonrası. puf. kaşık aslında yok. bir diğer kibiritimi kaşığı var etmek için kullanacağım.

unutmadan;

tavla oynamayı bilmediğimi hatırlıyorsun değil mi ? o zaman acemi şansına düşeş gelsin, yakalar anadoluda birleşsin, çaya karışsın. uzatma dakikaları koyalım bir seferlik ek trenle git mesela hı ? stabil sabit bir çay içelim, tomurcuklu olsun. kokusundan neyşivan'ı bile görelim. kibrit bana tavlayı hatırlatsın, hiç ama hiç unutturmasın.

Hiç yorum yok: