20101212

gayb.

bir şey kaybetme korkusu yüksek bir insanımdır ben. kaybetme korkusu herkeste vardır elbette. ne bileyim en basitinden bir eldiveni bile kaybetmekten korkarım, yeri gelir bir kağıt parçasını. bu yüzdendir ki maddi değeri çok yüksek şeylerden hazetmem. sahip çıkamam çünkü banko başına bir iş gelir.

mesela birinin hediye ettiği elektronik bir alet vardı, o bozulunca üzülmüştüm bir hayli. hediyeydi onun da etkisi büyüktü elbette. maddesel şeylerin kaybı bir ayrı koyuyor. maddeye bağlanmama uhrevi görüşünü destekliyorum kesinlikle. ruhani boyutların en işe yarar olayıdır bu kanımca. maddi şeylerin kaybolma korkusu ve olasılıkları insanı zerrelere gramlara bölmez de, birileinin kaybolma olasılıklar atomu baştan keşfettirir insana. bir şey yaşarken ölüdürüp gömüp ardından yas tutabilirim on gün. neyin yasındasın deseler ihtimalleri dizerim.

dört duvar denen yeri bazen kaloriferler ısıtmaz, bazen bu küçücük ev bana kocaman gelir labirentlerde kaybolurum, batulun labirenti diyarına geçerim. labirentlere gelmek için sebepler gerek, bu sebep bazen, haşin ama kendine kısacık sürede bağlayan sadece sesler çıkartan bir varlık bile olabilir. biz kavga ederken ilk tanıştığımızda herkes  o klişe cümleyi kurmuştu "büyük aşklar kavgayla başlar keheheh" evet, öyle oldu galiba. şimdi ben ne yokluğunu düşünebiliyorum, ne gittiğim yerde kalabiliyorum, evden uzak kalınca gittiğim yerlerde sesini duyuyorum, ayağımın altında bir şeylerin dolanmamasını yadırgıyorum. bir şey olmadan olmuş gibi üzülebiliyorum, ama son günlerde en çok seni geldiğimde bulamamaktan korkuyorum, en çok senin kaybolma ihtimaline üzülüyorum.

Hiç yorum yok: