20101220

home.

günlerce aynı şeyden bahsedebilirim, ki günlerdir aynı şeyden bahsediyorum. günlerce aynı şeyi dinleyebilirim, ki günlerdir aynı şeyi dinliyorum. günlerce aynı şeyi izleyebilirim, ki günlerdir aynı şeyi izliyorum. başka bir şey izlemek istesem bile izleyemiyorum, yine elim aynı yere gidiyor, yine aynı sayfayı açıyor sonra  " next, iki dakika izlemece, next iki dakika izlemece, next izle next izle." böyle geçiyor işte. sonra depeche mode klasörü açılıyor, oradan bir şarkı seçiliyor "gizli kalmış şarkı" a question of lust gibi. aynı şeyden bahsediyorum, artık bahsetmek istemiyorum, içimden söylersem içimden anlatırsam bir sorun olmaz galiba. dışarı çıkınca daha üzücü bir hal almaya başlıyor. dışarıyla teni reaksiyona geçen bir bebek gibi şuanda, yeni doğmuş ve fazlasıyla iltimasa ihtiyacı var. bense sadece prematüre hissediyorum. 

türk filmlerinden replikler söyleyecek kadar netim aslında. türk filmlerindeki repliklere duygulanabilecek kadar açık algılarım. tüm algılarım rengarenk. bu kadar kendimdeyken bu kadar rengarenk olmamalı her şey. sadece iki lafın belini kırıp, saçma sapan gülücükler atmak etrafa, fazlası değil. bir şeyi ilk öğrenmek beni hiç bu kadar endişelendirmezdi, ya da ilk öğrenenlerden biri olacak olmak. cam kırılma sesini tek başıma duyduğum bir gerilim filminde tek başıma çığlık atabilirim, tek başıma korkudan bayılabilirim, ama karşımdaki bana dünyaya yeniden geldiğini, yeni bir dünyaya adım atacağını haber veriyor olur. ne kadar ters. her şey karşıtlığıyla var da ben tüm insan içerikli eylemlerimde karşıtlığın birliğiyle bir masada oturmak zorunda mıyım? karşıtların birliğiyle  rus ruletinde görüşmek isterim.

ev özlenir. ev özlenilesi bir yerdir tabii. evini özlemişsin galiba beni de özle, seni de özledim tabii. 

Hiç yorum yok: