20100305

untitled .

ah bende gerçekten seni bekliyordum. bu sefer nereden bulursun zulamı, nereden kıstırırsın diye. bir kutu var elimde ve deli gibi senden kaçıyorum. sen bensin, ben senim. sen benden var olansın. hani aslında sen bile yoksun da işte. sana varmış muamelesi yaparak kıyak geçiyorum bilesin. gerçi benden olan sana bakınca algıda kabızlık çekmeye başlıyorum. bu mu lan? diyorum. sonra bir üçüncüsü geliyor ikimizin yanına. sıkıntı diyorlar sanırım ona. sen ve benim yanıma en çok yakışan baharat olacağını iddia edip kandırıyor ikimizi de. metropol sendromuyuz ikimizde. sen herkesin efendisi, bense senin kulunum. sadece itaat ediyorum berinde. dizlerimin üstünde bakıyorum yüzüne. ne garip, kocaman bir evrene hükmedebilmek diyorum. tanrı olmadığını biliyorum. hepimiz tanrı iken bir tek senin tanrı olamayacağın aşikar. daha iyi bir belirme sıfatı bulmalısın. bütün zulaya hakimsin. elimde, gizlide ne varsa ulaşabiliyorsun.

sanki kaçmak imkanlı ama saklanmak imkansız gibi. gözlerine bakıyorum, gözlüklerin var. evet, beni her yerde görebileceğin gözlükler. koşmaya başlıyorum ama beni yakalaman uzun sürmüyor." huzur ! " diyorum oturuyorum bir yere ama sen orada da buluyorsun. " oo hoş geldin " diyorum. geldiğini kimse elbette görmeyecek, saçmalama. bir bana görünürsün, bilirim. sigara? ah bıraktın mı? evet ben de bıraktım. artık iyi mi olacaksın yoksa ? kahve alır mısın? bak en sevdiğimiz şarkıları çalıyorlar. bir dk bekle soru geldi yandaki sandalyeden. durgunsun ne iş diyorlar. sence ne diyeyim? çok garip bak beni çok ender bir yerde kıstırdın bugün. senden kaçıp kaçıp geldiğim, iki günde bir dolunayın var olduğu bir gezegende buldun beni. sadece 2+1 olan bir gezegende. burası minicik ve sıcak. teşekkür ederim buraya kadar sızdığın için. cevap için, uykum var'ı tercih ediyorum. hep uykum vardır bilirsin. hem iyi bir geçiştirmedir. ya da neyim olabilir ki ?! . bunun da gideri var inan.

hatırlıyor musun bir olgu vardır hani, aile yemeklerinde pürüz çıkaran şevket amcalar vardır. genelde onlar sevilmez. sadece; dışarıda sevdikleri vardır, sıkıldığında gittikleri, hani kendimden bunaldım da kaçıyorum, naber napıyorsun kamuran diye gittikleri kamuranları vardır. şevket amca gibi hissediyorum bazen. kamuranlarımdan sıkılmış şevket amca gibi ama. kamuranlarımı bir bir yanaklarından tutup sevesim öpesim var. ama bu ara bütün vücudum bir koruyucu kremle kaplı. sadece kendi hislerimle vücudumu stabil tutan, ısıyı dışarı içeri göndermemek için olan bir tabaka. su altında şarkı söylemece oynardık ya küçükken hani anlaşılmazdı hiçbir şey elbette. işte o oyunlar gibi, konuşulanları bile buğulu duymanı sağlayan bir krem. kamuranları duymanı engelleyen bir şevket amca kremi. benim şevket diye bir amcam var mı ? hatırlamıyorum sanırım. olmasa nolacak sanki. şevket amca olmasam bile, kamuran sahibi bir insanım.

bugün cumartesi, ben cumartesiyi çok severim. gerçi bu ara günler pek manasız. hani her gün pazartesi gibi. her gün pazartesi kadar bunaltıcı. ah bir de sen varsın bu aralar. sen, eski bir korku gibisin. çok kadimsin ama ha ! tebrik ederim, istisnasız uğruyorsun. başarılı bir oluşumsun.

ah bende gerçekten seni bekliyordum, ve en korktuğum yerdesin bugün. pazarlık yapacak bir durumum olsa senle, bugün oradan çoktan uzaklaştırırdım. sanırım bu durumların bile bir kuralı var, belden aşağı vurmamak. kendimi intikam üçlemesinin " üçü bir arada "sında hissediyorum. sanki bütün napalm ham maddeli varlıklar içimde patlıyor bir bir. bende parçalanmadan duruyorum. oysa çoktan ölmem gerek. hey, yönetmen nereye gitti ? biraz piçlik vardı onda zaten. neyse...

bugün cumartesi; ve ben cumartesileri çok severim, ekseriyetle.

edit: bugün cumaymış ? oha. bildiğin günleri karıştırdım. ben ölüyom bay.

Hiç yorum yok: