20100521

mayıs kafası: sürreal bir köpük banyosu.

bir küvet yerleştirdik kafamıza. bir sürü dalin döküp, köpük misali geziyorduk fezada. fotoğraf filmlerini boynumuza dolayıp çektiğimiz ne varsa yıkıyorduk zihnimizde. gittikçe fazla olmaya başladı filmler. fotoğraf negatifleri dört bir yanımızı sardı, hareket edemez olduk. düşüncelerden koşarak uzaklaşamaz olduk, heyecanlanamaz olduk. fotoğrafları hızlıca geçince sanki hareket ediyorduk.

- öyle hızlıca geçince fotoğrafları söylediğin şarkıyı bile duyabiliyorum, biliyor musun ?

ne garip. ben bu dediklerini bile çok sonra çevirmenlerce çevrilmiş birer metin gibi okumuştum. sayfaları birbirine girmiş bir sürü sayfayı düzenleyip, birbirine girmiş fontlarına rağmen bir kafatası yaratmanın, boyama kitabının çizgilerini taşırmadan boyamak kadar kolay olduğunu düşünmüştüm.

karmaşanın içinde yıkanıp temize çıkabilmenin zorluğunu göz ardı ettiğimi yüzüme vuranlar sadece vurup düşmüş olsa gerek. kristal kristal dökülmüş yere bir sürü şeker parçası. çok rüzgarda çarpan kar taneleri gibi çabuk erimişler. biraz olsun ısınıyor baktığım yerler, şimdi. yaz yağmuru kadar nemli. rüyalarımdaki kadar kaotik.

malumlar abdaladır, bilakis ben sadece aptalken bana bile malum olmuş. trajedi gibi. shakespeare'in kaleminden çıksa usta eli der severdim bu sonu. sonları hiçbir zaman sevmedim ki. sonlardan kaçmak için filmin yarısında çıkmak gerek, Jezkova hesabı biraz. küvetin altı delik çıktı, köpük banyomuzda yüzen tüm ördekler boğuldu. çimleri ise şimdi hiç özlemedim. kıçımız ıslanır o çimlerde.


- ellerimde bir sürü köpük oldu bak ! uçurtma bile uçurabiliriz ne dersin ? aslında, pasta yapsana bana. çimler ne güzel olur mayısta.

+ ellerimi, uçurtmamı ve mümkünse saçlarımı hafızandan biricik köpüklü banyo suyuyla yıkıyorum bir sakıncası yok değil mi ? ah tabiki yok burası bana ait nasılsa. biraz öteye kay bakalım. hatta mümkünse düş sezar, mayısta.

" kovalarca paradise circus " o zaman.

Hiç yorum yok: