20100530

mayıs sonu : en çok seni sevmedim ben.

pek çok liste var elimde. izlenecek, okunacak, dinlenecek pek çok şeyin adı. pek çok kategorize edilmiş insan var zihnimde. hepinizi bir bir sınıflandırdım. aranızda bir sınıf çatışması çıktı ki ne sor ne ben söyleyeyim. şu sıcak ve sıkıntılı mayıs günlerinde bir kreşin bahçesinde gibi hissediyorum bu sınıf çatışmaları yüzünden. kendi ütopyamın distopyasında salya sümük pek çok şeyin başa dönmesini izleyen bir velet gibiyim. çokça onbeş yaşında çokça otuzunda. pek az ondokuzunda.

bir topaç var elimizde ipini salıp topacı döndürüp sonra geri sarıp ipi tekrar salıp tekrar döndürüp topacı tekrar ipi topluyoruz. öyle ki ben saymayı öğrendiğimden beri bunu yapıyoruz. saymaya başlamıştım ki ip koptu, topaç yuvarlandı arabanın altına. başa dönecek bir şey kalmadı. herkes yok oluşun değneğine değdi ve netliğe erdi. saymaktan yorulduğumdan pek sesim çıkmadı da bu bitişe. ama öyle sevmişsiniz ki şu topacı, yoktan var edemem diyorlar ya, pek yetenekli beşerler var olmuş nefesini soluduğum dünyada. yoktan var edip yok oluşu döndürüyorlar ellerinde.

bir kısır döngüdür ki noktalama işaretleri kaybolmuş. nokta'yı baştan yok etmişler. tek var olan noktalama işareti ünlem. sesler var, yüksek. sesler var, sonu ünlemsiz bitmeyen. alacanın daha iyisi olabilirdik. daha iyi. dahalarla başlayan yarım kalmış bir sürü heves olduk sadece. en çok sevilmesi gerekenlerdenken nasıl olur da en sevilmeyen olmayı başarabilir ki ? ne komik. ne trajik. bir cenabetlik var ki bu işte tövbe etmek bile işe yaramıyor. iyiyle başlayan, çok güzelle başlayan her cümleye paranoyak bakışlar attırıyor.

mayıs'a hoşça kal diyelim öyleyse.

Hiç yorum yok: