20100502

dream on.

yüksek bir binanın terasındayız. yükseklikten zerrece korkmam. aşağıya sık sık bakarım bilakis bir binanın çatısında isem. peşi sıra da, daha alçak olan binaların üstüne buradan atlayıp zıplayıp berikine geçmenin aslında hiç bir sakıncası olmadığını düşünürüm. atlarım sonra... demek isterdim de yok atlamam genelde. atladığımı hayal ederim. hızlıca hareket edebildiğimi, düşsem bile bir oyuncağın yere düşüp bozulan kolu bacağının tekrardan düzeltilmesi gibi çıkan kolumu bacağımı yerine getirdiğimi hayal ederim. bazen gerçekten çokça sıkıcı bir hayata sahip olduğumu düşünürüm. bir vampir olurum bir sith olurum. bazen bir pelerinim olur sokakta yürürken bazen bir cübbem bazen görmediğiniz atların tepesinde elf olurum.

şimdi, deli gibi korkuyorum bu binanın tepesinden bakarken. sanki o kocaman yapı bir sağa bir sola salınacak ve biz seninle zemine doğru hızlı bir iniş gerçekleştireceğiz. sanki ben o çok istediğim " uçma " eylemine nail olacağım. hayır, böyle " uçma " istemem. zemine doğru uçmanın bir heyecanı olduğunu düşünmüyorum. bilgisayar oyunlarının birer kahramanı gibi görüyorum baktığım her yeri. toplamam gereken belli şeyler var ve bir görev var tamamlanması gereken vs. herkes biraz grafiğin çemberinden geçmiş. bu binanın tepesine çıkarken herkes fazlasıyla gerçek dışıydı. şimdi herkes gerçek gözüküyor. herkesin rengi ve gölgesi birbirine girmiş. sanki her şey biraz hayalken daha kolaymış, daha büyülüymüş. şimdi her şey öyle stabil ki.


-gerçekten çok mu sıkıcı bir hayatımız var ? gerçekten bu bütün dizi, film, kitap, bilimkurgu, efsane vs . bunlara bu kadar mı ihtiyacımız var ?

+ " ol ! " dedim, bak oldun. sıkıldığın vakit söyle, serbest bırakayım seni bu manzarasını pek sevdiğin terastan . kahve fazla geldiyse bırak içmeyi,çarptı mı ne ? gözlerini kapatıp geçen jetmobilleri sayabilirsin, iki güneş batacak bugün gün batımında.

Hiç yorum yok: