20100821

az samimi arkadaş.

az samimi arkadaşlardan ne denli çektiğimden yer yer bahsetmişimdir buralarda. yolculukları olsun karşılaşmaları olsun hepsi birbirinden zorlamıştır beni. kimi az samimi arkadaş aslında az samimiden ziyade mecburidir. mesela, aynı güzergahtasınızdır geç saatte eve dönerken oluşan samimiyetsiz bir kullanımlık arkadaş olur. yine de bunu genel indirgemek adına az samimi arkadaş diyelim.

düne kadar az samimi arkadaşla başıma geleceği aklıma zerrece gelmeyen bir şey geldi. çok fazla gelmek eylemini zikrettim. zira az samimi arkadaşım da çat kapı geldi. evet evet. az samimi arkadaşım pat diye geliverdi. az samimi olmasa da çat kapı gelinmesinden çok haz etmiyorum. değişkenlik gösterir bu durum elbette de. genele vurunca haz etmiyorum bu denli programsızlıktan.

birarkadasabakipcikacaktim.blogspot.com'da önceki bölümlere bakarsak bir jeff buckley'den bahsetmiştim. trafikte kalmıştık onunla. festivalde beraberdir ve tanımsız bir gülüşe sahipti.

işte kendisi dün, ben evde gossip girl ayini yaparken kapıyı çaldı ve geliverdi. bazı anlar vardır. yüzünüzü görmek isterseniz. ben o kadar şaşırdım ki acaba sevinçli bir şaşkınlık mı attım yoksa korkan gözlerle yanımda duran babama sarılıp ağlamak isteyen bakışlar mı attım bilmiyorum.

jeff buckley meğer beni kaçırıp parka götürmeye gelmiş. ilk önce bu fikir beni korkutsa da saatlerce evde geçirme hali geldi gözümün önüne. o korkunç kahkahaların ve endonezya maceralarının evimde çın çın çınladığını hayal ettim. dışarıda olmaktan daha korkunçtu bu.

az samimi arkadaşı " hadi gel dışarı çıkalım " diye lafını bölmek de zormuş. o kadar seri konuşuyor ki bölmek ne mümkün. baliden jakartadan milyar tane hikaye anlatıyor. zaman zaman bir kedinin duvara kitlenip saatlerce bakması gibi yüzüne dakikalarca sırıtan bir ifadeyle baktım " nasıl bir şey bu hayal mi görüyorum acaba ? " diye düşünerek. hatta o kadar inanılmaz geldi ki durum, hadi dışarı çıkalım dedikten sonra hazırlanmaya gidip geri geldiğimde aslında jeff buckley'nin sandalyede oturmayacağını, bana beynimin bir oyunu olduğunu falan düşündüm. ama gayette yanılıyordum işte. orada oturuyordu.

neyse ki; dışarı çıkıp bir iki saat geçirmek her şeyi çözmüştü. parka giderken yine o konuştu ben dinler gibi yaptım. fazlasıyla konuşan biriyimdir genelde. yani konuşacağım insanlar bellidir. herkese gevezeliğim tutmaz. ama bir an düşündüm bu kızın yerinde olsam ne olurdu diye. kendime üzüldüm sonra kıza üzüldüm. sonra bir yerde oturup bir iki bir şey içip dağıldık. neyse ki " karnım acıktı ama akşam yemeği saatim geliyor zayıflamaya karar verdim düzenli yemem gerek " şeklinde bahaneler uydurdum ve evime doğru yol aldım.

bir derin oh çektim. bisiklete binen çocukları izledim. biraz sevdim saçlarını adlarını sordum. hayır elbette bunları yapmadım. hızla jeff buckleynin yanından uzaklaşıp evime yol aldım. ve kabus bitmiş oldu.

dün bu insanın bana tek katkısı burnumun dibine açılan musicall diye bir yerdi yanılmıyorsam orada feci cüz'i miktara piyano dersi verdiğini öğrenmem oldu. bu açıdan teşekkür edip bir daha gelmemesini diliyorum. az samimi arkadaşların gazabı medusadan beterdir. az samimi arkadaş savar varsa bana www.antiazsamimiarkadas.com dan ulaşınız.

Hiç yorum yok: