20100809

boz-yap-dene.

saykodelik kabusları bir kenara bırakmaya karar verip uyandırdın anlaşılan. ihtiyacımız olan gerçekten biraz durdurma tuşuna basmak. bir ömür boyu böyle olmayacak elbette. kolunun birinden biri diğerinden biri çekiyormuş gibi, kaçsan bile saklanamıyorsun. sanki herkesin gözünde bir infrared gözlük. bir şekilde olduğun yerde bulunup geri götürülüyorsun.

risk almanın böyle küçük şeylerden geçmediğini bilirim. feda etmek gerek galiba. mesela ben bugün beynimin yarısının ağrımasını feda edebilirim. burnumun son bir aydan daha fazla kızarmasına da izin verebilirim. sonunda gerçekten değecek bir şeyse; kolunun bacağının kopmasına izin veriyorsun. ya da öyle oluyormuş bu işler diyerek çömezliğin ilk kelamlarını zikredeyim.

değişen bir şeyler var. ya da durumun içindekilere göre değişkenlik gösteren bir eylem bu. eskiden olsa diye başlayan cümlemin devamına, acil çıkışı bulup paparazilerden kaçan bir ünlü gibi uzaklaşırdım. şimdi durmak gerektiğini biliyorum.

bazen istemediğin yemekle gereğinden fazla zaman geçirmek gerekir yemeği sevmek için. hanginiz enginarı ilk görüşte sevmişti ki ? bazen zamandan fazlası gerek, zaman geçerken çaba gerek. yoksa zaman boşuna akar ve biter. o zaman parçaları toplamaya başlayalım, az zaman, çok parça.

Hiç yorum yok: