20100425

i can hear your heartbeat in the dead of the night.

" yeteri kadar kaset aldın mı yanına ? " derken ne kadar ciddi bir soru sorduğumu fark etmemiştin sen. çünkü o sırada gelecek olan atraksiyonlu sıcak çikolata derdine düşmüştün. oysa çok kısa sürecekti ceplerini kontrol etmen. eski kasetleri silebileceğimizi, üstüne çekebileceğimizi söylüyor ve sen ısrarla yeni kaset almamakta ısrar ediyordun. yenileri çekerken eskileriyle birbirine karışacak ve görüntü bozulacaktı, biliyordum başından beri. " ben demiştim " demekten zerre haz etmediğimi o gün mü öğrenecektin ? evet sanırım o gündü " kötü gün " diye tasvir edilen gün.

" eski ve yeni birbirine karışsa ne olur ki ? " sorunu gerçekten daha içtenlikle cevaplamış olmayı dilemiştim ben o gün, ama sen söylediğim her şeye inanmıştın, tüm geçiştirmelerimi yetersiz bulmana rağmen inanarak " ya öyle mi ? " demiştin. ben de söylediklerine senin kadar inanmış mıydım ? evet mış gibi yapmıştım haklısın. o gün müydü tüm tarihleri unutmayacağımıza söz verdiğimiz gün ? hani şu 10 saniyede bir hafızamızı yenilediğimiz oyun? evet evet her saati sorduğunda bir kadeh daha devirmek. ben seni sen beni kameraya çekiyordun ne güzelmiş o gün.

ne varsa şuanda oturan burada sanki bir bir davet edilmiş gibi. sen çağırmadın, ben çağırmadım. e-peki kim çağırdı bunca kişiyi? gitmelerini söylemek istiyorum, ya durdurmalısın ya da bana yardım etmelisin onları gönderirken. hepsi sırıtıyor, hepsi çok sıcak, sıcaktan nefesi kesiliyor. cam açsam biraz iyi gelir mi ? cam açarsak üşürüm belki ama cübbem yanımda olsaydı üşümezdim. " cübbemi yanıma aldırmadın iyi ki " demek isterdim ama... nasıl bir parlaklıksa bütün tenim güneş yanığı oldu. her şeye tamam da; ellerim yandı, kreme ihtiyacım var. yanık kremin var mı ?

" oh, how you shine. "

Hiç yorum yok: