gel-git, yap-boz, kır-yapıştır. sonucunda hep bir bozukluk var aslında. oyun hamurlarına dayanamayan bir el ısısına sahip yaratıcı var baktığımda ve sadece hızla geçip giden bir meteorun son karesini yakalayabilmiş. gel git denen doğa olayına her zaman garip bir ilgi duymuşumdur. düşünsene. bir anda çoğalıyor bir anda azalıyor. baharın verdiği bir azalım ve çoğalım yaşıyor bünyem. hissetmeyi hissedebiliyorum blog. azalıp çoğalan karıncalanıp duran bir dolaşım sistemi iksiri geziyor vücudumda ve ben her şeyi hissedebiliyorum. anestezi yapsa biri ve ameliyata alsa gözlerim kapalı ama tüm duyularım açık olurdu.
havada uçuşan onlarca toz zerresi var. ışığın önünden süzülüp geçiyorlar. zamanı durdursam, seçeceğim an; tınılarıyla oynanmış bütün s leri ş gibi söyleyen iki kardeşin şarkısını, elimde kahve elinde sıcak çikolata dinlediğimiz an olurdu. toz zerrelerini o güzel şarkı eşliğinde izlerdim. bir daha da oynatmazdım herhalde duran zamanı. hiç değilse sadece geliş olurdu. gidişlerle uğraşmazdım. şimdi her şey çok karmaşık. bu kadar çabuk mu diyorum? bir sonraki mede çok mu vardır ? cezirler kısa medler uzun sürsün isterim ben.
bir sürü güneşli gün var, eskiden gelen ve rengi yeşille maviye boyanmış. hepsi çok mutlu değil belki, ama bir çoğunun fonunda here comes the sun çalabilecek cinsten umut var. hepsinin fonunda bir deniz kokusu var, hepsinin fonunu bir sürü çiçek doldurmuş. bahar mı bunun adı? bütün günler bahar kıvamında mıydı gerçekten ? lunaparktaki çay kahve takımının fincanı gibi, küçücük bir fincanın içini dolduran bademler gibi. fincanlar güzeldir, içlerinde bademleri olunca.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder