20100627

nahoş.

birimiz gelince birimizin gidebileceği bir düzene sahip olsaydık, uzaktan sevip aşkların en güzelinin yakındayken nasıl olduğunu unutmasaydık; belki bugün fonda klasik müziğin hezeyanlı sesler çıkarmasının görselinde bağıran gözleri büyüyen, eli kolu bir ayrı hızla çırpınan bir kadın olmazdı karşımda, sakin durabilmeyi becerebildiğin her enderliğin değerinin bilinmesini istersin eğer sık sık kontrolden çıkma durumu varsa. her sakinliğin değeri bilinmeli ki eğer bilinmezse devamında o klasik müziğin yerinde yeller eser, bağıran kadının görseline bir format atılır ve üst versiyonu yapıştırılır. ilk sürüm vs ikinci sürüm. kanlı bir savaş çıkar neticede. üç oda bir salon aslında bir oda bir mutfak ve tuvaletten de oluşur eğer dengeler alt üst olursa.

bir şeyden ne kadar korkarsan o kadar gerçekleştiğini hareketsizce izlersin, sadece uyku felcinde olmayı dilersin. korktukça daha da büyür, yaklaşır, nefesini hissedersin, gerçektir, hareket ediyorsundur; ama hala korkun başucunda duruyordur. uzak-yakın, giden-kalan; hepsi mutasyona uğruyor işte bir şekilde. aynı kalan sabredişi, raksedişi değişmeyen olmuyor. kendi seçtiklerin değişirken seçmediklerin ne kadar aynı kalabilir ?

çekirdeği çok özlüyorum son günlerde, ondan bu tuza olan türk filmi öksüz çocuk bakışlarım dedi. sonra pek bir şey demesine gerek kalmadı zaten. anahtarı fırlattı arabanın önünde durana ve sür şimdi, eve dönmeye pek gerek yok dedi. tünelin ışıkları loş, nahoş.

Hiç yorum yok: