"bir şarkı çalıyor şimdi en tanıdık olanlardan biri. bir müzik var kulağımda, bana bir dönemi hatırlatan. epeyce eskiyi. bir sürü şeyler yazıp söylediğim bir dönemi hatırlatıyor. yalnızca merdivenlerden inip çıkan kedileri izliyorum, çok hafif bir rüzgar var gözlerimi kırpıştıran. herkesin ışıkları sönük. müziğin sesi sönük. aklımda milyonlarca kare. hepsinde bir tek sen. sen, ne garip bir zamir, herkes olabilir sen. mesela bir çok kişi sen olabilir. tanımadığın biri olabilir sen bir süre sonra. bazen de eskiden bir sen olur. bazen de şimdiki bir sen olur. garip geliyor bana. belki çokta garip değildir bilemedim ben şimdi pek. biri çalıyor kulağıma. gözlerimi kapatınca uzak bir ülkeden, o kutsal ada müziğinden birini yapanlardan biri olduğunu fark ediyorum. sadece müziği olan, sözleri olsa böyle güzel olamayacak bir müzik türü. bir sürü kare var gözümün önünden geçen ve hepsinde bir tek sen. karakterler yaratıyorum, zihnimde ülkeler kuruyor, yıkıyorum, en tutkuları aşkları yaşatıyorum, savaşlar çıkarıyorum, ütopyalar eskitiyorum ama ana karakterim hep sen. sen ve ben varız sanki bir tek dünya üstünde. sanki bir tek biz kalmışız, sanki başından beri bir tek sen ve ben varız ve bir de şu ada'dan çıkıp gelen kutsal müzikleri yapan adamlar var. başka kimse yok. başka ana karakter yapabileceğim ve karşısına koyabileceğim bir ben yok sanki. her hikayenin kahramanı olmak gibi bencilce bir güdümüz var. sürekli hikayelerin kahramanıyız. bitmemiş bir sürü yarım hikaye var ki, karakterlerinde sen ve ben 'i görünce gözlerim büyüyor ve yırtıp atıyorum kağıtlar ya da siliyorum işte nerede yazıyorsam. yazamıyorum galiba. artık hikaye kurabilen yerlerim hikaye kuramıyorlar. oyun yapamıyorlar iyi anlamda. sadece kötü oyunlar oynuyorum ben artık. düşünce canını acıtandan, canı acıyana kahkahalarla gülünen. "
çok mu tanrı kaldık nedir ? sadece klavye ve müzik sesi kaldı odada. sevmedim ben.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder