20100218

red.infra.red.

bir kez daha ispatlarım ki ben kendi kendime bu evde tek olmayı gerçekten sevmiyorum. eğer şu iki-üç sene içinde aile yaşantısına bir durdurma getirirsem; kesinlikle camdan merdivenle tırmanan, iki odamın birini paylaşacağım, birlikte sabahın beşinde canımız çok sıkıldı diye yıldız saymak için dışarı koşacak, sadece poğaçası çok güzel diye günü birlikte eskişehirdeki pastaneye gidip gelecek, günü birlik şehir gezileri yapacak arkadaşlarıma, kuzenlerime ihtiyacım var. bilip de yeniden hatırlamak gibi. ben tekil olabilecek bir birey değilim. herkesi bir anda yok etmek isteyebilirim çevremden, bir ben bir de brian, bir ben bir de elliott kalalım isterim odada. ama sadece odada. bir süre sonra salona geçince " aaa ! ne izliyorsun oha bu filmi çok severim " diyip yavşamak isterim salonda oturan güzel insanlara. " annebabaçocuk " sentezinden olsaymış hayatım keşke de bilseymişim nasıl bir şeymiş bu durum. belki şimdi içimden bütün hafif surrender'ı hatırlatacak, o sese benzeyen şarkıları bağıra çağıra söylemezdim ne bileyim işte. biraz daha on dokuz yaşında ve durumu artık kabullenmiş biri olurdum . e evde on altı sene boyunca çoktuk, şimdi hiç yokuz. bir garipseme hakim tabii bu dört duvar arasında, dört sene de olsa on dört sene de olsa garipserim ben durumu.

kafalar partiye çalışıyor başka bir şey düşünemez olduk. aman ben düşünürken yoruldum. gelsin cumarteside rahatlayayım. oh be diyeyim. görelim neymiş ne değilmiş. her filmi zilyon kez izlemem. çok severim, ama bir kez izlerim genelde. bir ikincidir ki bir filmi birden fazla izlemişliğim. üçüncü kez aynı episode'u izlerim vs. ha niye ikinci diyorum söyleyeceğim; nefret edeni çoktur, bu cümleden sonra blogun sağ köşede çarpı var kapatabilirsiniz elbette, ama ben severim ki twilight ' ı. evet biliyorum ki o adam gay " all the handsome men are gay " ahaha. ve evet o bembeyaz adamı seviyorum. ( bkz: beyaz ten ) (bkz: vampir karizması) (bkz: siyah saç) ( gerçi bu kahverengi ama olsun.) kaç kez izledim bilmiyorum hatta diyip o körü'yle kurulan rakı sofrasına yarenlik eden üçüncü isim robert pattinson'dan bahsetmek isterdim de şimdi kirli çamaşırlarımızı deşifre etmeyeyim bu denli . neyse sonuçta: star wars'u ne zaman versen yiyormuşum. oh afiyet olsun. elinin; sw sevdiğine en az kendim sevmiş kadar sevindim. oley lan. may the force be with you young padawan ! ahhaha.

bir kitle var bir süredir gözüme gözüme çarpan, görüntü mesafemiz uzak, diyaloglar kopuk olan tiplerde gözlemlediğim bir hadisenin : " yeraltı edebiyatından eserler okuyoruz, kelimeleri karıştırıyoruz, içiyoruz, bukowski okuyoruz, o bardan bir hatun kaldırıyor, berikinde onu bırakıyor, bir diğerine geçiyoruz, çok mutsuzuz, kötü çocuklarıyız bu şehrin, kendimizi alkole verip okuduğumuz o yazarlar kadar hayattan nefret ediyor ve günü birlik bakıyoruz her şeye, dünyanın en berduşu, en bohemi biziz yeeeaaa " ci kitlesi. ve ben bu kitleden günahlarım kadar haz etmiyorum. hatta ne küfürler sayıyorum bilemezsin sevgili blog. ulan o adamların tırnağı olsan hayattan başka beklentin kalmasın zaten. hayatın sırrını çözdüm deyip oturabilirsin evinde. o derece mübalağa yaparım ! ama o adamların tırnağı olmaya her çabalayışında adamları çamura batırıp batırıp çıkarıyorsun be insan. bu saçma alkolik genç tavırlarınla, ölenleri mezarında ters döner, dirileri seni elinde kızılcık sopasıyla kovalar.

bazen lise arkadaşları adamı zıvanadan çıkartır blog. bazen hiç yazdıklarına, fotoğraflarına bakmamak gerek. onlar için sadece " gerzekti ama komikti. " demek gerekir. gerçekten gereksizdirler. gelip geçmiştirler iyi ki kalıcı olmamıştırlar. iyi ki ayırdına varılıp bir kenara konulmuşturlar.

nerde kalmıştın briancım, devam lütfen.

Hiç yorum yok: